gözümü aliyür/orijinale döneyim
That's The İzdivaç
|
"Aaa, hoş geldin kızım." dedi Şerife Teyze. Kocası, ne zaman öldüğü sorulduğunda 10-15 saniye düşündükten sonra ikinci cevabında doğru yanıtı verebileceği kadar uzun süre önce ölmüştü. Tek çocuğu İsmail'in yaşından hesap etmeyi akıl edemiyordu. Kocasının ölümü üzerine aldığı tazminat ve Ağabeyi Hüseyin ile birlikte büyütmüştü oğlunu. Şerife, Hüseyin'i de gömmüştü. Hayatında neredeyse hiç arabaya binmemiş birinin, lüks bir cip ile ezilmesi takdir-i ilahi rahatlığını körüklüyordu. Tabii bu az gelişmiş ailenin neden yaşadığı bilinmeyen fertlerinden Hüseyin'in, bir zengin tarafından katledilmesinin, kan parası olarak aileye maddi katkısı yadsınamazdı. Şerife Teyze her ne kadar "Kardeş acısı bambaşka." dese de, ruhunu şeytana satsa dahi alamayacağı kadar çok bir meblağ ile rahat rahat yaşlanmıştı. Kardeşi Hüseyin'den kalan evde İsmail'i etrafına göre iyi şartlarda yetiştirmişti. Bu aslında İsmail'in cebine giren paranın marifetiydi ama aynı para Şerife Teyze'yi de, oğlu eve geldiğinde bira kokmasını kafaya takmayacak kadar modern yapmıştı. Para, bir Cin Ali gibi işlemişti Şerife'yi: "Şerife, onlar genç.". "Hoş bulduk Şerife Teyze'ciğim, ne desen haklısın vallaha, öpeyim." dedi Mücella. Mücella gideri olan bir kızdı. Ateş kızılı saçlarından bir tutamın ucunu, türbanının kenarından kendiliğinden çıkmış gibi sarkıtmayı ihmal etmezdi. Pardösüsünün altından, bacağına dair sadece kalın külotlu çoraplı diz kapağının görünmesine neden olan siyah parlak çizmeleri; inandığı dinin, BDSM ile arasında ince bir çizgi olduğunu anlatır gibiydi. Mücella, bilinci olan bir "yasak elma" idi. Dalda "Ye beni!" diye parlarken, biri koparmak için elini uzattığında "Yapma, günahım ben!" derdi. İsmail ile arasındaki diyalog ise farklıydı. Şerife Teyze, İsmail'i alıp ağabeyinin yanına yerleştiğinde, Mücella kapı komşularının kızı olmuştu. İsmail ile kardeş gibi büyütülmüştü. Mücella ile İsmail sevişseler çocukları olacak yaşa geldiklerinde ise, birbirlerine göz kulak olma telkinleri yerini baş başa kalmamalarına bırakmıştı. Gizli bir baskıyla uzaklaşmıştı Mücella. Bir süre sonra tarikatın içindeki Mücella'nın babası büyüksehir belediyesinde yükselince, zengin olup daha iyi bir muhite taşınmışlardı. Bu süreçte Mücella kendini fark edip, altında arabası olan bir genç kız olmuştu. Hayattaki rolü, efendisinden şartlarının iyileştirilmesini talep eden bir köleyi andırıyordu. Tanrı korkusu ile "Sex and the City" izlemiş bir kadın farkındalığına sahipti artık. Facebook'tan İsmail'le tekrar iletişime geçmişti. Karşı cinsten iki insanın arkadaş olabileceğine inanıyordu. Mühim olan niyetti. Babasının rekabet halinde olduğu siyasi takımın kızlarından aşağı kalmaması, kısıtlanmasını engellemiş oluyordu. Kişisel mesajına Oscar Wilde'dan ingilizce alıntılar yazıyordu. "Geç geç, asortik oldun sen, çıkarma botlarını." dedi İsmail. Etrafındaki ortalamadan ne kadar yukarıda da dursa, çizmeye bot diyen yarı insan yarı ayı bir mitolojik karakter olduğu gerçeği onun kaderiydi. İsmail, ana rahminde baba penisiyle bile tanışamamış bir gençti. Planlanmış bir çocuk değildi. Babası Libya'da işçilik yapan, senenin büyük kısmını orada geçiren biriydi. Son gelişinde, birkaç aylık zevk depolamaya çalışırken İsmail'i yapıvermişti. Üstüne düşen tomruk ile ölmeden birkaç gün önce almıştı Şerife'nin hamile olduğu haberini. Katil olmadıklarını söyleyip, aldırtmasını istememişti. İsmail 4-5 yaşındayken babasını soranlara "Benim babam öldü, üstüne tomruk düşmüş." diyen bir çocuktu. "Çok büyük ağaç, kocaman odun demek." diye eklemek zorunda da kalıyordu. Biraz kayıp, biraz sıkışmış bir gençti, iki arada bir deredeydi. Liseden sonra alelacele kendini askere aldırmış, döndükten sonra ise çalışmaya pek şevki kalmamıştı. Düzenli yaptığı tek şey, arkadaşlarıyla birlikte cuma namazlarına gitmekti. İstediği standartlara çalışarak ulaşamayacağının farkındaydı. Annesi ile birlikte yaşadığı hayatta ise, çalışmadan arkadaşlarına denk oluyordu zaten. Genlerindeki ve çevresindeki az gelişmişlik; müzikte Tiesto'dan, edebiyatta Soner Yalçın'dan, telefonda Iphone'dan, sinemada Issız Adam'dan öteye gidemese de, mahallenin kızları üzerindeki çekim gücü, arkadaşlarının kıskandığı cinstendi. O habitatta, diğerlerine benzemeyen farklı bir adamdı. Mahalleyi kendinden aşağı gördüğü için, oradan bir kızla beraber olmayı aklından geçirmiyordu. Yediği içtiği ayrı gitmeyen arkadaşlarıyla soktuğu ve yaladığı da ayrı gitmiyordu. Cinsel hayatlarını Maltepe'deki Başak ve Nil ile yaşıyorlardı. Arkadaşları, Mücella'nın namuslu, aklı başında, tanrıdan korkusu olan, tam evlenilecek bir kız olduğu, O'nunla evlenmesi gerektiği konusunda ısrar ettikçe; İsmail, arkadaş olduklarından, öyle bir şey olmayacağından bahsediyordu. Aslında hepsinin Mücella'nın becerilebilecek en iyi kız olduğunu düşünüp mastürbasyon yaptıklarını ve arkasından hangi pozisyonlara girebileceğinin konuşulduğunu biliyordu ama bunu dile getirip hepsinin ağzının payını veremiyordu. Çünkü özünde İsmail de onlardan farklı değildi. Belki Mücella tesettürlü olmasaydı, arkadaşlarının söyleyemediklerini çoktan yapmış, ballandıra ballandıra anlatırken de tasviri kuvvetlendirmek için Başak ve Nil'den örnekler vermişti. "Yok yok çıkarayım, çamur yapmayayım, sevmez Şerife Teyze'm." dedi. İsmail, "Araban var, çamur olmaz sende." diyerek az gelişmiş gereksiz konuşmalarına devam ederken, Mücella çizmesinin tekini çıkarmıştı. İsmail'in gözü, diz kapağından aşağısını ilk defa gördüğü bacağı süzerken, parmaklara, siyah çorabın altından kendini gösteren parlaklıktaki kırmızı ojelere takılmıştı. Mücella diğer çizmeyi de çıkarıp, çizmelerini eline alana kadar bakakaldığını fark edemedi. İsmail "Ver bana, sen içeri geç." deyip elinden aldı çizmeleri. Elindeki çizmenin içini kaplayan yumuşak ve vücut ısısını emmiş kumaş, Mücella'nın arkasından bakmasına neden olmuştu.
|
Yorumlar
• sevdim ben bu hikayeyi bi solukta okudum bitti : )) (okurken fonda The
string quartet : airbag dönüyodu güzel oldu)
• ahah hem komik hem hüzünlü hem seksi. seni bu sefer toplumcu gerçekçi
gördüm radyo. kendine has eleştirel açından da bakmışsın. önce 6 sayfa
olduğunu okuyunca ürktüm ama nasıl bittiğini anlamadım ben de. düşününce
burası bir yazı sitesi ve böyle uzun olması daha keyifli. normali bu olsa
gerek? umarım devamı gelir uzun hikayelerin. eline sağlık.
•
@voixdusilence okuduğun için teşkür ederim süray'cım :) valla bende sadece ortaya karışık yaptıkları tribute var, onda da airbag yok :) @tomruk teşkür ederim tomruk. okuduğuna pişman olmadıysan ne güzel.
• resmen çok beğendim, bi altı sayfa daha olsa okurdum mutlaka.
• tomruk nikine koptum euehuehueh
aslında bu yazıya yorum yapmak pek benim harcım değil. ama zevkle okudum diyebiliriz. tahrik dozu yerinde olmuş euehuehueh bi de çok görsel bi ilerleyişi var, öyle canlı ki hikayenin ana kahramanıyla özdeşim yapacağım derken sanki bi an ojeli parmak oluyorum, sonra ismailin penisi olup ter döküyorum, sonra tekerlek, sonra pijama, sonra elbiseye bulaşan atmıq euhuehe çogzel olmuş. bugün bacım yarın ihtiyacım lafını da destekler nitelikte bi yazı olmuş.
•
@mhtp teşkür ederim, çosvindim. @hiddün yoq sdlkjfsdlkfjsdklfjsdk eer bi süreliğine internetten elini ayağını çekmemiş olsaydın beni çok güldürdüğünü söylerdim ama maalesef bu duygularım içimde kalacak hiç bilemiceksin. what a pity :(((
• üsenmedim eve gelince açtım siteyi okudum. çogzel olmuş, yüreğine sağlık..
benzer yeni hikayeler de olsun. daha çok yazı olsun.
• atma suna din kardeşiyiz sdklfjsdfk
|