gözümü aliyür/orijinale döneyim

Gerçek Ruleti

Gidebilirsin.

Neden gitmiyor? Biraz daha zaman alıyor, kalkabilmesi gidebilmesi, benim emirlerime uymuş gibi olmaması için, de sanki kendi seçmiş gibi olsun diye, gitmeyi, aslında zaten o seçti, bana yalancıktan “iyi misin” diye sordu diye demiştim, oysa gidebilirsin lafını. Ne önemi var ki artık. Gitti zaten, kalkışını görmemek için, yüzümü çevirdim, ama uzaklaşan adımlarına baktım, bakakaldım, gittiği adımlar tarlalar gibi büyüyordu, uzaklaştıkça uzaklaşıyordu, artık konuşsam da duymazdı, arasam bakmazdı, silmişti beni. Cismimi kaybettim.

Önemli değil. Önemli olan pek bir şey kalmadı zaten.

Gitsem Almanya’ya. Bulurum kesin aradığımı, her şey daha yakın orada birbirine, her yer daha yakın. Saatler bazen guguk diye çalıyor. Daha yoğun Almanya, her köşede bir iz, bir tasarı, yeni bir hayat. İç içe. Kıraçlık yok. Kabuk kabuk dökülmüyor insanın sesi. Yakın geliyor. Çağırır mı yalnızlık kendisine doğru, bir 'kelime anlamı' bile kalmamışken, sırf boşluğu, çeker mi kendine doğru? Hayatım hakkında yorum yapmayı bırakırsan eğer, biraz sessizlik olursa, düşünebileceğim.

Ölüm. Altından zeminin çekilmesi gibi, tüm perdelerin inmesi gibi, tüm oyuncuların bir anda yok olması. En uçuğundan bi vernel kokusu bile yok. Düşünemiyorsun ama merak etme, bi noktada hikayeden kopacaksın. Hikayenin önemli olduğuna inandır kendini iyice, duygularınla oynuyor birileri izin verme. Unutmak gibi biraz. Son günlerde biraz fazla hissediyorum. Biraz daha korkuyorum, normalden. Bir anda gözümde önemsizleşiyorsun, öldüğümü biliyorum. Sürekli oynuyor. Sürekli birileri.

Ağzının kenarındaki gülme kırıntısını görmesem daha iyiydi. Artık biliyorum senin de evinde ekmek yediğini, çapaklarını sildiğini sabahları, sözün kesildiğinde içinde bir şeylerin döndüğünü biliyorum. İçindeki genç sesi duyuyorum, kaba saba çıkışıyor, istediği olmadığında. Ellerini görmesem daha iyiydi, basınçla hafif genişleyen parmaklarını, yamuk dallar gibi, çıktığı eğrilikten utanmayan. Cinsiyetsiz suratın annenle babanın tam bir karması, görebiliyorum. Gölgelerle nasıl değiştiğini görüyorum. Seni öyle çok tanıyorum ki. İyi tanıyorum desem, yok tanımıyorsun dersin. Hem tanıyıp hem tanıyamamak yetti canıma, fikrim sorulsaydı.

Çok mu gülüyorum? Sebebi bende aramaktan vazgeçsen artık? Bu ses benim sesim değil. Yanındayken sesimi kaybediyorum. Öyle çırpınıyorum ki yakalayabilmek için. Kapatabilsen gözünü, görüyorsun, yüzümdeki tüm çirkinlikleri. Hangisi senin sesin?

Gel. . . Ne olursan ol yine gel. Gel. Gel. En güzel kelime bu olabilir mi? Gel. Büyünün bir kısmını çözdüm. Yakınlaşabilmek için “gel” demek gerekiyor.

Mühürledim seni kalbime, kurşunlar işlemez ciğerime.

Kaybetmek istemiyorum, tek bir kokuyu, tek bir görüntüyü, tek bir notayı, hepsi öyle güzel ki. Keşke birine anlatabilsem, hepsine tek tek yarım saat ayırabilsem. Resmini yapabilsem, bir paragraf bir şeyler yazabilsem, her ânı güzel, öğrenmenin. Her ânımda yanımda olabilsen. Yanımdaymışsın gibi hep.

Mutsuzluk olmasa kim vazgeçerdi bu dünyadan, her seferinden hiç usanmazdım, defalarca dinlediğim masallardan. Mutsuz olmamızı istedi, vazgeçebilmek için. Bir anda geçtim işte, geçtim dünyadan, geçtim kendimden, acı duymuyorum artık. Her anımda yanımdaydın.

Gidemem artık git desen bile. Mutluluğum senin olsun, hep.

hidden place'in 31.08.2009 tarihli bu yazısının direkt linkine buradan ulaşabilir, sizden tatlı olmasın, sevimli arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz. hatta o mükemmel kişiliklerden biriyseniz, sitenin tamamına buraya tıklayarak göz atabilirsiniz.

Yorumlar


• uzun süreli mutluluk bazı farkındalıkların üzerini örtüyor sanki, riskli. ancak başkalarına çok rahat "bi ömür boyu mutluluklar!!" diyebiliyoruz ya ondan (yıllar önce "felsefika" diye bi kitap okumuştum, mutluluk iksirinin bir milleti ne duruma getirebileceği uzun uzun anlatılmıştı onda, zamanın olursa bi oku derim).

özdemir asaf "mutluluğun milyonları, mutsuzluğunsa milyarları vardır." derken yanında olup "süper, hem de daha bu zamanda!" diyebilmek isterdim bu yüzden.

kafam karıştı yine. sürekli çabalarken, hayattan ne istediğimizi bilmiyorum. o şarkı* çok haklı, hayat tantanamız köpeklerin arabaları kovalamasına benziyor, araba yola devam edene kadar koş ve durduğunda ne yapacağını bileme. sahiden de "şimdi buraya uzansam, şimdi sadece buraya uzansam ve dünyayı unutsak" basitliğine indirgemek lazım olayı. galiba. sanırım:)

*chasing cars
(solar, 02.09.2009 11:24)

*Nick:
E-mail (Zorunlu değil):
Yeni yorumlarda bana haber ver çünkü ben manyağım.
E-mail adresimi gizle çünkü öyle daha seksiyim.
*Yorum: