gözümü aliyür/orijinale döneyim
Sibirya Soğukları
|
Rahatsızım. Sorarlarsa "Emre'yi tek kelime ile anlatsanız ne derdiniz?" diye, bu cevabı verin. "Rahatsız" deyin. Her şeyden rahatsızım. Herkesten rahatsızım. Sene 2010. Şiir ile teskin bulan insanlar görüyorum, rahatsız oluyorum. Okan Bayülgen'i "Popüler kültürün ekmeğini yiyor." diye eleştiren embesiller mevcut ısrarla. Karanlıktan korkuyorum hala, 5 dakika içinde uykuya dalamazsam korkumun önünü alamıyorum. Televizyonu açıp 20 dakikaya kuruyorum. Yüksekten de korkuyorum. Gerçekliği o kadar değersiz görüyorum ki, bedenimin bir kağıt gibi savrulabileceğine inanıyorum: Gerçekeğilofobi devam. Taciz edildiğimde kavga etmekten kaçınıyorum. Dayak yemekten ya da yaralanmaktan değil; kazayla onarılamaz bir zarar vermekten, bir travmaya neden olup sakat bırakmaktan çekiniyorum. Zamanında fırsatım varken uyuşturucu kullanıp beynimin yarısını yok edip beyinsiz olmadığım için pişmanlık duyuyorum. Oyun oynadıktan sonra menilerini toprağa yeni boşaltmış Onan gibi "N'aptım ki şimdi ben bu 3 saatte?" diyorum. Annem "Ne yapayım yemek?" diyor, "Fark etmez." diyorum. Kızıyor. Oysa gerçekten fark etmiyor. "Makarna." diyorum; "Yine mi!" diyor, "Yine mi?" derken kendisi de yine kızıyor. Dışarı çıkıyorum, buz gibi. Üşüyorum. Rüzgar esince canım acıyor. Rahatsızım yahu. O soğuk hayati hiçbir fonksiyonumu etkileyebilecek bir şey değil aslında. Çok daha soğuklarında hayatta kalabilirim, ama üşüyorum niyeyse. Küfretmekten de rahatsızım. Ağız tadıyla "Amına koyim!" diyemiyorum bir süredir. "Am" nedir "Ama koymak" nedir ne iğrençtir ne pisliktir nasıl bir kafadır. Küfretmek kadar deşarj eden şeylerden biri kulaklıkla müzik dinlemek. İkinci sınıf bir kulakiçi kulaklık; bir süre sonra canımı acıtıyor. O kadar sevdiğim bir şey olmasına rağmen, çıkardığımda temiz hava almış kadar rahatlıyorum. Haiti'de deprem olmuş, rahatsızım. Herkes ölmemiş. Fotoğraflarına bakıyorum, "Sen yaşıyor muydun ki?" diyorum. Biz bile yaşamazken. ![]() Zimbabve'yi de hepimiz biliyoruzdur. Belki haritada göstermemiz 15 saniyeyi bulur ama biliyoruzdur. Eski sömürge, iç savaş artığı, beyazlardan tiksinmiş, kimsesiz. Bir şey daha öğrendim ben geçenlerde. Adı Zimbabve Doları. Bir mizah sitesinde denk geldim hem de, "Ekonomik kriz mi diyorsunuz, bir de şuna bakın." diye. Bir tişört 3 milyar Zimbabve Doları. 25 milyon Zimbabve Doları, anca 1 Amerikan Doları ediyor etmiyor. Örnekler 2000 yılından verilmiş ama durumun şu an çok değişmiş olduğunu da sanmıyorum. Ülkenin %80'i işsiz. Açlar resmen. Mizahi yaklaşmışlar ama, rahatsız edici değil mi? Artık paranın kendisi bile değil aslında dert. Ortada yok. Borç tamamen. Hep borçluyuz birilerine. ![]() Dün çok karlıydı etraf. Başını sokabileceği bir evi olmayan parasızlar için her zamankinden daha iğrenç günler olduğu kesin. Hayvanların aç kalması da son derece rahatsız ediciydi. Kara fırtınaya ve çok tatsız olmama rağmen çıktım, biraz mama alayım dedim. Hani Afrika'daki ya da semtimdeki adam için yapabileceğim çok bir şey yok ben de parasızım ama kedi köpek için 5-10 liralık hayati bir şeyler yapabilirdim. Gittim aldım. Eve dönerken, sokağın başındaki inşaatın sözde tasmalı gariban köpeği üzerime atladı. Delirmiş gibiydi. Zıpladı atladı, elimdeki poşeti yırtmaya çalıştı. Hayranlık duyulası bir koku algıları var; biz de kendimize gelişmiş diyoruz. Gitmeme izin vermedi. Gözü dönmüştü resmen. Yolun kenarına mama koydum biraz. Katır kutur yemeye başladı. Muhtemelen kötü hava şartları yüzünden inşaata ara verilmişti ve o da -normalde çok doyuyormuş gibi- aç kalmıştı. Yanına eğilmiş, karnını doyurmasını seyrederken bir yandan kafasını seviyordum. Cebimden tık diye ses geldi. Kalktım elimi cebime soktum. "Ya ben böyle adaletin..." dedim gözlerim doldu. ![]()
Dünya gün geçtikçe iğrenç bir yer oluyor ya, hayat her geçen gün daha da kahredici oluyor; belki de oluru budur. Ne bileyim, olması gereken iğrenç bir yer olmasıdır belki. Herkes aç, herkes sefil. "50 yıl içinde dünya kaynakları tükenecek!" deniyor. Açlık sefillik bu kadar dizboyuyken, "Tükenmemiş mi ki pezevenk?" diyesim geliyor. Dediğim gibi, belki dünya kötü bir yerdir. Ne zaman iyi bir insan olsam, iyilik yapmaya kalksam, bana giriyor ve bu acayip rahatsız edici bir şey. Hiçbir menfaatim olmadığı halde yaptığım iyi şeyler bile anında giriyor. Bu ne biçim iş. Sanki bir şey sürekli iyi bir tip ![]() Geçen gün de bir kedi ağaçla oynaşıyordu, "Versem mi vermesem mi?" kararsızlığındaki bir metres gibi. Gittim yanına, sevdim, kısa süre sonra çaktı patiyi elimin üstüne. Kızmadım. Kafamı istemsiz hafif yana eğip gözlerine baktım. O da kafasını uzatıp gözlerini daha da dikti üstüme. Aramızdaki en büyük fark; o anlamamı beklemiyordu. Anlatmamı istiyordu. "Bana saldıracak mısın, ya da sikecek misin? Cevabın negatif ise beni rahat bırak da şu ağacın tepesine çıkıp inemeyeyim." diyordu. Cevap veremedim, daha fazla vaktini almadan eve doğru yürümeye devam ettim. O kadar haklıydı ki o patiyi çakmakta. Bugüne kadar senelerce böyle uyuz hayvanlara kıl olmuşumdur. Hatta son derece de çirkin bir kediydi (şeytanın kedisi); genelde hayvanların çirkini sevilmez. Niyeyse? Çirkinliği güzeldi bence. Evdeki kedimiz Bıcır da, akla zarar bir hayvan. Kumuna, yeni koyulduğu zaman 1 kere işiyor, sonra uğramıyor. Anca sıçmaya gidiyor kuma. Sağa sola işiyor. Geçen yine geldi çaktırmadan işedi odamın köşesine. "Ulan!" dedim kalktım temizlemeye, beni görünce hemen fıydı. Çünkü eskiden olmadık yerlere işeyince kıçına hafif bir fiske atıyordum; yapıyor ama yanlış bir şey yaptığının farkında. Hayvana kötekle medeniyet kazandırmışız, etik öğretmişiz yahu resmen. İstediği yere işeyecek tabii ki. Sidikli haliyle seviyorum onu da. Yine de herkesi ve her şeyi sevemediğim için rahatsızım. ![]() Anlattığım bütün rahatsızlıkların kilit noktası "para" maalesef. Soğuktan üşümek, aç kalmak, depremde ölmek, akbil kullanmak, düşünmek, mutluluksuz olmak, sıkılmak, dargın kalmak, sevememek, beklentilerde kaybolmak; hep para yüzünden. Hani dünyayı paranın pençesinden kurtarman için bile Rockefeller ailesinden olman gerekiyor. O nedenle Sayısal Loto oynamaya devam, en azından kendi hayatımızı kapitalizmden sıyırmak için. Zira Joe E. Lewis'e katılmamak elde değil: "Aslında parayı sevmiyorum, ama sinirlerimi yatıştırıyor.". Parayı bulana kadar -ki bunun gerçekten tek yolu şans oyunudur ve o da insanı en başta ismiyle ezen bir tür bataktır- rahatsız olmaya, rahatsız edilmeye, rahatsız etmeye devam etmek kaçınılmaz gibi. Klişe ama; bu süreçte sevgi tek umudumuz. "Whatever Works"te Boris'in dediği gibi, "Bazen klişeler bir şeyi anlatmak için en iyi yol olabiliyor.". Sevince hafiflediğimiz bir şeylere tutunmak lazım. Benim dediğim gibi; "Komik olmadığı halde düşününce güldüren şey çok kıymetlidir.". Sevmeyi de rahatsız etmeden başarabilirsek tabii. En iyisi kendime bir rahatsızlık alayım, içine rahatsızlıklarımı koyarım. ![]() |
Yorumlar
• "onca şiir, seni teskin etmek için mi yazılıyor sanıyorsun, angut!"
rahatsızlığı mıdır bu? yoksa "yuh, şiirle bile teskin buluyor, angut!"
rahatsızlığı mı? kısacası, şiir ile bir alıp veremediği mi var bu yazının
ya da yazının sahibinin?
• hamiş: yazıyı okuyup bitirdikten sonra insanın dönüp Kıraç'a tekrar bir
bakası gelmiyor mu?
• ikisi de kabulümdür. alabildiğine öznel bir yazıdır fakat, bu sizin de bana
"angut" deme hakkınızın saklı olduğu gerçeğini değiştirmemektedir.
• giderek daha da kaybolmak.
• basi kotu, sona dogru guzel. umutlu la..
• ya eleştirini refuze ediyorum sanma da, bi denemeye başı kötü sonu güzel
demek genel olarak çok anlamsız bişi.
|